2 Eylül 2013 Pazartesi

Kronik Yorgunluk

Yoğun bir tempo, stres ve aşırı rekabet ortamında çalışıyor, üstelik "bir türlü dinlenemiyorum" diyorsanız, sizde de kronik yorgunluk hastalığı olabilir. Hastalığın sebebi, uzun süreli psikolojik yıpranma ve stres.

Özellikle eğitimli ve gelir seviyesi yüksek çalışan kesimde görülen kronik yorgunluk sendromu, son yıllarda Türkiye de artmaya başladı. Beyaz hastalığı olarak bilinen ve Batı ülkelerinde görülen kronik yorgunluk , iş verimini düşürerek ekonomik kayıplara sebep oluyor.

Hastalık en çok kadınları etkiliyor. Yüzde 70 oranında kadınlar ve özellikle 30-50 yaş grubu kapsam alanında bulunuyor. Alman Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Jan Klod Kayuka ya göre, hastalık Türkiye de taze olduğu açısından henüz çok iyi tanınmıyor ve çoğu kez tanısı konulamıyor. Kayuka, hastalığı, tıpta, nedeni ve başlangıç tarihi tam olarak bilinmeyen, lakin çok da uzun süreli olmayan bir yorgunluğun en az 6 ay veya daha uzun bir süre devam etmesiyle ortaya çıkan bir durum olarak tanımlıyor.

Hastalığın doğuştan gelmediğini, sonradan kazanıldığını anlatan Kayuka, "Hastalık sinir sistemini, bağışıklık sistemini ve hormonal dengeyi etkilediği açısından kompleks bir duruma sahiptir." dedi. Hastalığı tetikleyen nedenler arasında, uzun süreli psikolojik zorlanma, çevresel toksinler, kimyasallar, ağır metaller, fiziksel travmalar ya da cerrahi müdahaleler bulunuyor. Başlatıcı olaydan sonra hastalar sağlıklarında ilerleyici bir bozulma yaşıyor. Genellikle hissettikleri kadar hasta görünmüyor, hastalık iddiaları da doktorlar tarafından haksız olarak şüphe ile karşılanıyor.

Kronik yorgunlukla baş etmek açısından ne yapılmalı?

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Jan Klod Kayuka, hastalıkla mücadele açısından, "Öncelikle stresi kontrol etmeyi bilmeliyiz. Herkesin bir stres eşiği vardır ve bu eşiği aşmamak gerekir. Düzenli hayat tarzı, hafif fiziksel egzersizler, sağlıklı beslenmek ve ideal kiloyu korumak da temel kurallardır." ifadelerini kullandı. Bunların da yanında alkol ve sigaradan uzak durmak, hastalıktan kurtulmanın en önemli etkenleri arasında gösteriliyor.

Bu belirtilere dikkat!

Hafızada ve konsantrasyonda bozulma

Boğaz, kas, karın, çene ve bazı eklemlerde ağrı olması

Uyanınca kendine gelememe

Yapılan bir iş sonrası 24 saatten fazla sürede geçen kırıklık hissi

Şişkinlik

Kronik öksürük

İshal

Sersemlik

Bulantı

Gece terlemesi

Nefes darlığı

Deri duyarlılığı

Karıncalanma hissi

Kilo kaybı

Hastalar ne hissederler?

Yıpranmışlık

Yorgunluk

Tükenmişlik

Güçsüzlük

Çalışmanın tatsızlaşması

Sıkıntı

Performans azalması

Halsizlik

Enerji yokluğu

Uykulu hal

Çalışmaya isteksizlik

HAFTAYI ZİNDE GEÇİRİN

Sabahları kendinizi yataktan kazıyıp, günü gözlerinizi ovuştura ovuştura kafein takviyesiyle geçiriyorsanız, enerji seviyenizi yükseltmenin zamanı gelmiş demektir. Yaşam tarzınız ve işiniz sizi yorup bitkin düşürüyorsa, bu durum nasıl hissettiğinizi ve beslenme düzeninizi de etkileyebilir. Oysa, bu konuda yapabileceğiniz bir şeyler de yok değil. Eğer aşağıda bahsedeceğimiz değişiklikleri hayatınıza uyarlayabilirseniz, enerjinizin geri gelmeye başladığını ve kendinizi daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz. Ancak 6 aydan uzun bir süredir kronik bir yorgunluktan şikayetçiyseniz, o zaman bir doktora görünmeniz doğru olacaktır.

Pazartesi: Haftaya B vitamini içeren besinler yiyerek başlayın. Nedeni, B vitaminlerinin enerji açısından gerekli olmasıdır. Ton balığı, somon, kılıçbalığı, tavuk, fasulye, mısır, arpa ve esmer buğday gibi kepekli gıdalar B vitaminleri açısından zengindir. Eğer stresli ve yorgun hissediyorsanız, B vitamini takviyesi de işe yarayabilir.

Salı: Enerji seviyesi açısından bir diğer önemli şey de uykudur. Bu sebeple, gece yemeğinde, patates, makarna, pilav ya da ekmek gibi besinler tüketin. Bunlar nişasta içerdiğinden, vücutta açığa çıkmaları daha yavaş olur ve bu da uyumanıza yardımcı olur. Ayrıca her gün aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın. Bu, vücudunuza enerji vererek onu ritme sokar.

Çarşamba: Öğlenleri evden ya da ofisten çıkıp kısa bir yürüyüş yapmak gibi bir alışkanlık geliştirmeye çalışın. Gün ışığı, enerji seviyelerini kontrol yapan hormonlar üzerinde direkt etkiye sahiptir. Eğer gününüzün çoğunu kapalı mekanlarda geçiriyorsanız, fazla gün ışığı görmüyorsunuz demektir. Bu da kendinizi tükenmiş hissetmenize yol açar.

Perşembe: Akşam 8 den sonra daha az alkol tüketmeye bakın. Alkolü parçalayan karaciğer enzimlerinin en etkili olduğu saatler, akşamın erken saatleri. Bu sebeple, bu saatlerden sonra içilen alkol kendinizi tembel ve yorgun hissetmenize sebep olabilir.

Cuma: Bisküvi, kek ve tatlı gibi besinlerden uzak durun. Bu ürünlerde olan bol miktardaki şeker, kan şekeri seviyenizin birden zıplamasına sebebiyet olur. Ancak yükseldiği gibi çabuk da düşer. Pankreasınız da buna karşılık olarak yüksek dozda insülin salgılar. Bu, kendinizi iyice bitkin hissetmenize yol açar.

Cumartesi: Diyetinize daha çok C vitamini, magnezyum, demir ve çinko dahil edin. Çünkü bunlar bol enerji verir. Turunçgiller, biber, patates, brokoli ve kivide bol ölçüde C vitamini olur. Yumurtanın sarısı çinko açısından zengindir. Tahıllar ve mercimekse bol ölçüde demir içerir. Yeşil sebzelerde de magnezyum vardır.

Pazar: Uykuyu fazla kaçırmayın. Araştırmalar, fazla uykunun kendinizi daha yorgun ve uykulu hissettireceğini gösteriyor. Bu sebeple kalkın ve egzersiz yapın. Her ne derece kanepede pineklemek çok çekici gibi görünse de, kendinizi daha yorgun hissettirmekten başka işe yaramaz. Egzersiz yapmak zor gelecektir ama, sonucunda kendinizi ne derece enerjik ve iyi hissedeceğinizi düşünmeye çalışın.

Enerjinizi Arttıracak 23 Öneri

Yoğun iş temposu, günlük koşuşturmacalar derken bir bakmışsınız ki enerjinizden eser kalmamış. İşte bilim adamlarının enerjinizi zirvede tutmak açısından sıraladığı 23 öneri:

1-Cardiff Üniversitesi’ndeki araştırmaya göre her gün 40 gr. buğday, mısır vb. lifleri almalısınız. Çünkü bu tür lifler enerjiyi artırıyor ve stresi azaltıyor.

2-Sabahları çıkarken bir soğuk bir sıcak duş alın. Önce ılık bir suyun altında durun. Ardından suyun sıcaklığıyla oynayın. Ancak başınızı suyun altına sokmamaya dikkat edin. 5-6 dakika bunu tekrarlarsanız, çıktığınızda kendinizi daha rahatlamış hissedeceksiniz.

3-Yapılan araştırmalara göre her dört kadından birinde demir seviyesinin düşük olduğu belirlenmiş. Bu da yorgunluk ve halsizlik yaratır. Bu yüzden daha fazla demir içeren yeşil sebze, kurutulmuş meyve ve tahıl gevreklerinden fazlaca tüketmelisiniz.

4-Daha bol balık, tavuk, peynir, fasulye ve yumurta yemelisiniz... Çünkü vücut açısından gerekli Omega 3 bu besinlerde bulunuyor. Bu hormon da beyindeki mutluluk merkezini harekete geçiriyor.

5-Susadıkça geciktirmeden su içmelisiniz. Susuzluğunuzu gidermek açısından gazlı içecekler içmeyin. Harvard Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre yeterince su içmek dayanıklılığı artırıyor, stresin azalmasına yardımcı oluyor. Ancak aklınızda bulunsun; fazlası da zararlı.

6-Dik durun. Kambur durmak kasların daha hızlı çalışarak yorulmasına sebep olur. Nefes almanızı zorlaştırır. Dik konumdayken daha kolay nefes alınır, oksijen akciğerlere dolar ve böylece kanın daha kolay dolaşması sağlanır…

7-Yapılan araştırmalara göre en sevdiğiniz müzikleri dinlemek stresi hafifletiyor ve yorgunlukla daha kolay savaşmamızı sağlıyor.

8-Dışarı çıkın. Sabah kalkınca yapacağınız ilk iş dışarı çıkmak olsun. Amerikalı bilim adamları doğkırmızı ışığın beyni harekete geçirdiğini ve seratonin salgılamasına yardımcı olduğunu söylüyor. Bu da mutluluğunuzu artıracaktır.

9-Mutlaka gün içerisinde şekerleme yapın… Amerika’daki beyin sağlığı araştırmacılarına göre, 30 dakikalık kısa bir uyku bile insanları performanslarını olumlu etkiliyor.

10-Vücudun asit oranını dengelemeniz gerekir. Gereğinden fazla şekerli yemekler ve peynir aside sebep olur ve enerjiyi emer. Bu yüzden sebze ve meyve salatalarını fazlaca tüketin.

11-Doktorlar sizi mutlu yapan şeyleri hatırlamanız açısından sizi mutlu yapan şeyleri bir deftere yazmanızı öneriyor. Bunları okudukça sizi neyin mutlu ettiğini daha iyi bulabilirsiniz.

12-Düzenli tüketmek yiyin. Yemekler arasındaki uzun aralıklar şekerin düşmesine, dolayısıyla enerjinizin azalmasına sebebiyet olur. Günde üç kez mutlak suretle tüketmek yiyin.

13-Kaslarınızı hissederek enerji sağlayın. Mesela iki elinizi göğüs hizasında birleştirin ve birbirine doğru itin. Ardından başınızın üstüne kaldırın ve bunu 5-10 defa tekrarlayın.

14-Güne iyi bir kahvaltıyla başlayın. Süt, 150 gr yoğurt, 1 muz, tereyağ, bal, fındık ve cevizi karıştırıp yiyebilirsiniz.

15-Nefes alıp vermenin önemini mutlak suretle kavrayın. Derin nefes alıp vermek, nefes yolunuzu açacak ve daha çok enerji almanızı sağlayacaktır. Her saat üç ya da dört kere derin nefes alıp verin.

16-Cep telefonunuzu kapatın. Bırakın günün birkaç saatinde kimse size ulaşamasın. Gerekli oluğunda iş ve aileniz açısından kullanın.

17-Düzenli olun. Dağınıklık sizi strese sokacaktır. Gereksiz yere panik yaparsanız, bu stresle işleriniz yolunda gitmeyecektir. Bu kaosu yaşayıp stresinizi artırmayın…

18-Adımlarınızı artırın. Daha fazla yürüyüş yapın, bol bol merdiven çıkın. Olabildiğince hareketli olmaya özen gösterirseniz, kanın hızlı hareket etmesini, kaslara ve organlara giden oksijenin artmasını sağlarsınız. Bu da sizi rahatlatacaktır.

19- Magnezyum almaya dikkat edin. Sebzelerde, fındıkta ve tahıllı ekmeklerde olan bu vitamin size zindelik kazandıracaktır.

20-Yiyeceklerdeki enerjinin hızlı emilimini sağlayan Co-enzim Q10, vücudun ürettiği bir antioksidandır. Bu enzimin oluşmasını sağlayan yiyeceklere de brokoli, kahverengi şeker, kepekli ürün toplulukları, soya ve fındıktır.

21-Çok kafein ve alkol uykuyu önler ve enerji veren B vitaminini emer. Haftada birkaç kez 1 ya da 2 kadeh şarabı geçmemeye, çay ve kahve alımını en aza indirmeye özen gösterin.

22-Bilgisayarla çalışırken mutlak suretle aralar verin. Japon araştırmacılar, bilgisayar önünde çok oturan insanların endişeli olma halinin arttığını, gözlerde problem yaşandığını ve beden ağrılarının çoğaldığını söylüyor.

23-Ve son olarak beyinsel anlamda rahatlamak ve yenilenmek açısından kendinize 20 dakika ayırın ve şunları yapmaya çalışın...

- Ilık sessiz bir yerde oturun ya da uzanın. Üzerinizde kolay kıyafetleriniz olsun ve gözlerinizi kapatın.

- Nefes alışverişinize odaklanın ve nefesinizin kolay olmasını sağlayın.

- Kendinizi nehir kenarında, yeşil çimenlerin üzerinde düşünün. Güneş parlıyor, kuşlar cıvıldıyor ve siz suyun dolaşımını duyuyorsunuz.

- Suyun içinde ayağa kalkıyor, yüzünüzü güneşe dönüyorsunuz. Güneşin sizi enerjiyle doldurduğunu hissediyorsunuz. Derin bir nefes alıp, bu enerjinin içinize işlemesini sağlıyorsunuz.

- Vücudunuzun ve düşüncelerinizin pozitife dönüştüğünü hissettiğinizde yavaşça gözlerinizi açıyorsunuz.

Bahar yorgunluğuna önlem alın

Havaların ısınıp bahar mevsiminin yaşandığı bugünlerde nem düzeyindeki artış, solunum yollarında ödem oluşmasına ve akciğere giden oksijen miktarının azalmasına sebep oluyor.

Dr. Ahmet Karaçam, 'Oksijenin azalmasıyla başa çıkmaya çalışan vücutta yorgunluk, baş dönmesi, denge kaybı, halsizlik, hipertansiyon, kalp sıkışması hatta, ciltte kuruma, saç dökülmesi gibi sıkıntıların yaşanır' diye konuştu. Dr. Karaçam bahar yorgunluğuna karşı şunları önerdi:

* Sabahları aç karnına 30 - 40 dakika yürüyüş ve basit egzersizler yapın
* Kahvaltıyı ihmal etmeyin.
* Az ve sık tüketmek yiyin.
*Karbonhidrat ağırlıklı öğünler yerine tam buğdaylı, çavdarlı, yulaflı ve kepekli rafine edilmemiş tahıllarla beslenin.
*Haşlanmış, fırınlanmış veya ızgarada pişmiş etleri tercih edin.
*Yemeklerde; haftada 1-2 kez yağsız kırmızı et, 2-3 kez ak et, 1-2 kez kuru baklagil 1-2 kez yumurta ve her gün 1-2 kase yoğurt ve 1-2 dilim tahıllı ekmek tüketin.
* Akşam yemeklerinde zeytinyağlı sebze yemeklerine ağırlık verin.
* Günde 3 litre su açısından.

BAHAR YORGUNLUĞU

Uzmanlar, hareket etmeyi, bol güneşlenmeyi, yürüyüş yapmayı ve b ve c vitamini almayı öneriyor.

Göğüs ve kalp hastalıkları uzmanları, psikiyatrisiler ve diyetisyenler, bahar aylarında ısınan havaların özellikle romatizma, astım, kalp, mide ülserleri ve hipertansiyon gibi rahatsızlıkları bulunanları etkileyebileceğini belirterek, önlem alınmasını istiyor.

Uzmanlar, bahar aylarında insan metabolizmasında oluşan değişikliklerin beraberinde yorgunluğu da getirdiğine işaret ederek, bahar yorgunluğunun bir hastalık olarak tanımlanmadığını ama önlem alınmazsa kronikleşebileceğini kaydediyor.

Uzmanlara göre, havaların yavaş yavaş ısınmasıyla birçok kişide halsizlik, yorgunluk, eklem ağrıları, uyku isteği gibi ortak şikayetler görülüyor. Bu yakınmaların çoğu bahar yorgunluğuna bağlanıyor. Bu yorgunluğa bağlı olarak kalp ve romatizma hastalarında yakınmaların arttığı da belirtiliyor.

Havadaki elektrik artıyor

Uzmanlar, bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün arttığını, bu yükün iyonlar aracılığıyla taşındığını belirterek, pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik geldiğini, negatif yüklü iyonların artmasının ise yorgunluk, halsizlik ve gerginliklere sebebiyet olduğunu ifade ediyor.

Uzmanlara göre, havadaki elektrik yükü şehirlerde daha fazla görülüyor ve taşıtların havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik elektrik yükünü artırıyor.

Elektrik yükünün yoğunluğu, bahar mevsiminde sinir gerginliğini ve stresi tırmandırıyor. Bu durum, damarlardaki büzülmeyi artırıyor. Damarlardaki büzülme midede olursa ülsere bile sebebiyet olabiliyor.

Diyetisyenler ise bahar mevsiminde sebze ve meyvelerin yanı sıra bol sulu gıdalar yenmesini öneriyor. Çünkü meteorolojik değişiklikler yüzünden vücuttaki su oranında bozukluklar görülebiliyor.

Önlemler

Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı olduğunu belirten uzmanlar, şu uyarılarda bulunuyor:

-Vücut özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma ihtiyaç duyar. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol ölçüde olur. Bu sebeple meyve, sebze, patates, kayısı alımını artırın.

-Günde 3 litre su açısından. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.

-Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku açısından yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.

-Hareket edin, bol bol güneşlenin, yürüyüş yapın.

-Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak açısından alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.

29 Ağustos 2013 Perşembe

Oruç, zayıflama yöntemi veya diyet değildir.

isin_sayin Uzman Diyetisyen Işın Sayın ramazan boyunca ibadete yoğunlaşmak gerektiğini vurgularken, kilo vermek yerine almamaya dikkat etmenin doğru olacağını söyledi.

Uzman Diyetisyen Işın Sayın “Oruç tutmak zayıflama biçimi değildir. Neden mi? Bir kere; oruç tutarken uzun saatler boyu metabolizmamız çok yavaş çalışır. Sindirim ve boşaltım sistemi çalışıp da ne yapacaktır? Ancak bir yandan düşünür, hareket ederiz. Yani yakıt olarak kullanılan kan şekeri düşer. İftarda ciddi bir iştah potansiyeli birikir. Eğer iftarda çok tatlı, fazlaca pide, pilav yersek aniden yükselen kan şekeri bizi uyuşturur, ağırlık ve rehavet verir. Bu biçimde çoğu kez kilo alabilmek kaçınılmazdır.”
Ramazandan çok bayramda kilo alınıyor…

Orucu bir zayıflama yöntemi olarak düşünenler olduğuna dikkat çeken Uzm. Diyetisyen Işın Sayın “Kimisi orucu bir zayıflama metodu gibi düşünür. Oruçluyken metabolizmanın yavaşlamasına rağmen; zayıflayabilmek açısından, gerçekten çok düşük kalori değerine sahip beslenmeniz gerekir. Eğer Ramazan ayında böyle düşük kalori değerine sahip beslenmeyle 2 kilo ve daha fazla zayıflıyorsanız, kaslar eriyebilir. Kalıcı bir metabolik yavaşlama olabilir. Bu da artık, daha kolay kilo alabilmek, daha zor kilo vermek anlamına gelir.”

Ramazandan iki kilodan fazla zayıflamak riskli…

Oruçluyken kilo vermeye çalışmayın. Zaten oruç bir ibadet biçimidir, bir zayıflama yöntemi değildir diyen Uzman Diyetisyen Işın Sayın “Sorun kilolarımızsa dikkat etmemiz gereken esas şey şudur: Uzun süreli açlıkla kan şekerimiz ay boyu düzensizleşir. Ucunda da şeker bayramı vardır. Oruç ayı boyunca tatlı yememişiz gibi; bayramda da yeme eğilimindeysek lütfen esas olarak bu konuda dikkatli olalım.”

Ramazanda ibadete odaklanın, tatlı ve hamur işini tadımlık yiyin…

“Ramazan’ da ibadete odaklanılmalıdır.” diyen Sayın, “Bu esnada da kiloyu koruyabilmeye bakın. Bayramda da kilo almamaya çalışın. Tatlı ve hamur işleri, pilav, makarna bu yolda en kolay kilo aldıran ve sağlığı tehdit yapan unsurlardır. Tadımlık tüketmeye ve kendinizi korumaya çalışın. Kilo vermeyi bu süreçte mutlak suretle erteleyin. Amacınızı sorgulayıp, dürüst olmak ve kilo korumaya çalışmak en dengelisıdır. Böylece kaslarınız korunacaktır. Metabolizma hızınızı kalıcı bir yavaşlamaya karşı, korumuş olursunuz. Bayramdan sonra da bu sayede daha ritmik kilo verebilirsiniz.” şeklinde konuştu.

Ramazan’da kilo almamak açısından

Ramazan’da tüketilen yiyecek ve içeceklerin normal zamanlardakine oranla daha dikkatli seçilmesi gerektiği belirtildi. Uzmanlar, uzun oruç süresi dikkate alındığında metabolizmanın
yavaşlayacağı düşünülerek tüketilen gıdaların niteliğine dikkat çekti. Sahurda börek ve poğaçadan uzak durulmasını öneren uzmanlar, pilav ve makarna yerine sebze ve salatayı öneriyor.
İştah açıcı olması nedeniyle Ramazan’ın sembollerinden pidenin tüketiminde de dikkatli olmakta yarar var.
Uzman Diyetisyen Şefika Aydın Selçuk, Ramazan ayına özel beslenme alışkanlığı geliştirilmesinin yararlı olacağını, çünkü daha yavaş çalışan metabolizmanın kilo alma riskini artırdığını ifade etti. Beslenme alışkanlığının değişmesi nedeniyle bazı uyarıların Ramazan’da dikkate alınmasının yararlı olacağını ifade yapan Selçuk, sahur ve iftarda tüketilen yiyeceklerin niteliklerinin hem sindirim hem de yağ alımı itibariyle kişiyi direkt etkilediğini kaydetti.
SAHURDA TÜKETİLEN YİYECEKLER BÜTÜN GÜNÜ ETKİLER
Selçuk, sahurda doğru tüketiminin aç kalınan saatlerde büyük kolaylık sağladığının altını çizerek uyku isteğinin azalmasına ve daha dinamik kalınmasına katkı sağlayabileceğini belirtti. Tokluğu sağlayan gıdaların yumurta, peynir, süt, yoğurt, ekmek, yulaf ezmesi, zeytin, ceviz içi, çorba, komposto veya meyve olduğunu bildiren Selçuk, “Özellikle protein içeren besinler midede sindirimi yavaşlatacağından ve boşaltımı geciktirir; bu sebeple tokluk süresini uzatmaktadır. Çorba, ayran, süt veya komposto gibi sıvı içeriği yüksek besinler, hacim kaplayarak tok kalmayı sağlar ve sıvı gereksinmesini karşılar. Sahur açısından börek, poğaça, tost, sucuk, salam, ağır gıdalar yerine; yumurta, peynir, süt gibi kahvaltılık hafif besinleri tercih etmek zinde kalmayı sağlar. Sahurda süt, yumurta, peynir, tam buğday ekmeği, ceviz içi ve tatlı olarak meyve ya da tahin pekmez alınabilir. Bazen pratik olması adına süt veya yoğurt ile yulaf ezmesi müsli gibi besinlerde tercih edilebilir. Fakat bu besinlerin yanına 1 orta boy armut, elma, şeftali gibi bir meyve ve fındık, badem gibi yemişler de tüketilmelidir. Bu tür gıdaların doygunluk süresini uzatmasında fayda sağlar.” dedi.
Ramazan’da diyet deneyimlerimiz açısından tıklayın !
SEBZE VE SALATAYI BAŞ TACI OLSUN
Yağlanmayı artıran gıdalara karşı dikkatli olunmasını isteyen Selçuk, bunların yerine sebze ve salatanın tercih edilebileceğini, aksi tüketim alışkanlığının yorgunluk ve halsizliğe sebebiyet olabileceğini belirtti. Selçuk, “Fazla ölçüde tüketilen pilav ve makarna benzeri yemekler vücutta yağlanmayı artırır. Yağlanma ve kilo alımı ağırlık hissini artıracağından kişi kendini zinde değil yorgun ve bitkin hisseder. Tüketilen besinlerin miktarına ve zamanına çok dikkat edilmelidir. Örneğin; her gece yemekte pilav ya da makarna ile tek tip beslenip üstüne tatlı yiyen bir kişi birkaç günün sonucunda kendini yorgun ve isteksiz hissetmeye başlayabilir. Çünkü bu tip beslenme, başta sindirim mekanizmasını etkileyerek bağırsak düzenini bozar; şişkinlik ve kabızlık yaratır. İftarda başlangıç açısından zeytin, hurma, meze, börek, ceviz içi, kayısı, incir gibi birçok besini bir arada tüketmek yerine tek bir hurma ya da zeytin tercih etmek daha zinde ve sağlıklı olur. Başlangıçta çorba, ardından etli sebze veya zeytinyağlı sebze yiyeceği, ızgara et, yoğurt, ekmek, salata ile birlikte tüketilerek iftar sonlandırılabilir.
İftar sofralarında en fazla yapılan hatalardan birinin susuzluğu gidermek açısından asitli gıdalar tüketimi olduğunun altını çizen Selçuk, kadınların günlük ortalama sıvı ihtiyaçlarının 2.7 , erkeklerin ise 3. 7 litre olduğunu söyledi. Bu ihtiyacın karşılanmasında asitli gıdaların yerinin olmadığını belirten Selçuk, “Bu oranın 12- 14 bardağı sudan, geri kalan kısmı ise soda, ayran, çorba, komposto gibi sıvı gıda ve içecekler ile sebze meyveden karşılanmalıdır. Susuz kalan vücut; yorgunluk, kas krampları, deride kuruma, sindirim sisteminde zorluk, sersemlik ve sıcaklık hissine sebep olur. Bunun açısından mutlak suretle sahura kalkılınca, iftar sırasında ve sonrasında yatana kadar sıvı alımını ihmal etmemek gerekir. Asitli ve gazlı içeceklerden mümkün olduğunca uzak durulması önemlidir.” değerlendirmesinde bulundu.
RAMAZAN PİDESİ İŞTAH AÇAR
Bir uyarı da Ramazan pidesiyle ilgili. Pidenin ak undan yapıldığını ve kalorisinin diğer ekmeklere göre fazla olduğunu belirten Selçuk, pidenin iştah artırdığını kan şekerini hızlı artırıp çabuk düşürebildiğini belirtti. Bu sebeple yağ artırıcı özelliği olan pidenin tüketiminde aşırıya kaçmamanın önemine işaret yapan Selçuk, obezite ve fazla kilo problemi olanların pideden uzak durmasının faydasına işaret etti.
Selçuk, Ramazan ayının tatlı tüketiminde de dikkatli olunması gereken bir zaman dilimi olduğunu hatırlattı. Tatlı alımını sınırlandırmak ve ağır tatlıları tercih etmemek gerektiğini belirten Selçuk, bunların yerine güllaç, kazandibi, dondurma veya meyveli kupların tercih edilebileceğini kaydetti

 
fx15 rephair formoline epila tüy dökücü indir diyet zayıflama